Bulundugun yer
SOSYAL DEMOKRASİ
Sosyal demokrasinin kitlelerle buluşmasını sağlamak için , emekçileri demokratik yaşam süreçlerinde sermayeye karşı korumak ,en geniş demokratik açılımları projelerle ortaya koyarak , iktidar olma gücü vasıtasıyla demokratikleşmeyi merkezine oturtarak bir ana hedef şeklinde programını geliştirmekten geçecektir.
SOSYAL DEMOKRASİ kendal dogan
Sosyal demokrasi esas olarak ilk kez 1918 yılında, Halklarımızın Emperyalizme karşı verdiği mücadelelerin sonucunda antlaşmaların imzalandığı yıllarda , Sosyal Demokrat Fırkası adıyla bir partinin kurulması ile siyasal yaşamımıza kavram olarak girmiştir. Türkiye gerçeğini anlamamaktaki yeteneği ile bu ideolojiyi savunan kişilerin sınıfsal ve politik kimlikleri nedeniyle Halklara yabancı gelen bu ideoliji , 1946 yılına kadar hiçbir varlık gösterememiştir.
Türk Sosyal Demokrasi Partisi adıyla yeniden örgütlenen bir aydın topluluğu tarafından ortaya konmak istenen sosyal demokrasi anlayışı ,bir parti olamadan 1951yılında dağılma nedeniyle faaliyetine son vermiştir. Siyasal yaşamına son veren partinin programında ,eşitlik ,adalet ve eşit gelir dağılımı gibi temel sosyal demokrat ilkeler yer almıştır. Uzun bir zaman aralığından sonra 60’lı yılların hemen başında , Yön dergisinin etrafında yer alan , Doğan Avcıoğlu önderliğinde , Ulusal işlemeli Türkiye tipi bir sosyal demokrasi çizgisi ortaya konmak istenmiş ise de bu çaba da başarılı olamamıştır. Yine sosyal demokrat olduğu tartışılan Milli Birlik Komitesi üyesi bir general başkanlığında Sosyal Demokrasi Partisi kurulmuş , ancak kurulmakla kalmış , faaliyetleri ilgi görmemiştir.
Altmışlı yılların tarihsel ve toplumsal gerçekliği , sınıf ağırlıklı örgütlenmeler , uzun bir tarihi geçmişine rağmen sosyal demokrasi düşüncesinin gelişmesini , geniş kitlelerle buluşmasını engellemiştir. CHP , 9 Eylül 1923‘de Mustafa Kemal tarafından Halk Fırkası adıyla kurulan parti olarak devletin ve siyasal sistemin temellerini atan bir tür kurum/parti olarak ortaya çıkmıştır. 1930’lu yıllardan başlamak üzere 1950 ‘yıllara kadar Alman faşizminin etkisinde kalan “Milli Şef” önderliğindeki CHP, Avrupa’ daki değişimler nedeniyle daha demokratik bir sistem arayışları nedeniyle devlet partisi konumundayken sol söylevli açılımlarla siyasal yaşamında, sol eksene tutunmayı başarmıştır. Sol eksene tutunma çabası 1973 seçimleriyle meyvesini vermiş, CHP en çok oyu alan parti konumuna yükselmiştir. Ancak CHP’nin siyasal yaşamdaki 12 Eylüle kadar olan süreçte sosyal demokrasi kavram olarak hiçbir şekilde üstlenilmemiştir. 12 Eylül travmasının atlatılması ile birlikte, Sosyal Demokrasi hareketi, CHP’nin programına esas felsefesinin aksine, yeni olgularla, daha çok demokrasi, milliyetçilikten ve devletçilikten biraz daha uzak bir şekilde yeni bir tavrın geliştiğini HP, SODEP, SHP gibi partilerin programında görmekteyiz. Ancak, CHP ‘nin kapatılmasından sonra SODEP’in ilk kuruluşu ile bilahare CHP’nin yeniden faaliyete geçtiği andan yaşadığımız sürece kadar sosyal demokrasi kavramının içi bir türlü doldurulamamıştır. Projeler ortaya konamadığı gibi partiler yerel politik birikimleri aşamayan, Türkiye gerçeğini algılayamayan, dar ve kurumsallaşamayan yapılara dönüşmüştür.
Marksist soldan uzakta örgütlenme çabası ile, geçmişte renk aldığı alışkanlıklar olarak ifade edilebilecek, milliyetçilik devletçilik, sermaye-emek ilişkilerinde sosyal demokrat hareketleri savunanların kafası karışıktır. Bunun nedenlerinden birinin de, CHP’nin sol anlayışlara parti içinde örgütlenmesine olanak vermemesinin bu hususlarda etkisinin olduğu gerçeği tartışmasızdır. Bunun yanı sıra Sosyal demokraside en çok ta sermayeye karşı emekçilerin yanında yer almaması kafa karışıklığına yol açmıştır.
Sosyal demokratların en geniş halk yığınları ile buluşması, yaşadığımız süreç ve koşullar anlamında uygun bir zemini ortaya çıkartmaktadır. Sosyal demokrasinin kitlelerle buluşmasını sağlamak için, emekçileri demokratik yaşam süreçlerinde sermayeye karşı korumak, en geniş demokratik açılımları projelerle ortaya koyarak , iktidar olma gücü vasıtasıyla demokratikleşmeyi merkezine oturtarak bir ana hedef şeklinde programını geliştirmekten geçecektir.
Başka bir deyişle , sosyal demokratları bekleyen en ciddi görev; sosyal demokrasiyi yeniden geniş kitlelere ikna edici bir şekilde projeler dahilinde , sorunları doğru tespit ederek , çözüm yollarını sunabilen ve bir iktidar alternatifi haline getirmeye çalışmaktır. Bize de hadi aslan sosyal demokratlar demek düşüyor.